Tagged: gezi RSS

  • floridian 18:21 on 02 June 2010 Permalink | Reply
    Tags: , gezi, redlight,   

    Hollanda – Amsterdam 

    Amsterdama gitmeden önce arkadaşımla ülke seçme kavgasına girmiştik. Ben İrlanda diye bastırırken o diye bastırıyordu en sonda bu iş yazı turaya kaldı (ciddiyim). Gelen tura ile ülke belli oldu > . Gitmemize 1 hafta kalmıştı ve biz daha uçak bileti, otel rezervasyonu yaptıracaktık. Ne kadar otel varsa araştırdım zaten 1 hafta kala rezervasyon yapılırsa yer de zor bulunur. En sonunda tüm gecemi vererek şehir merkezine yürüme mesafesi olan bir otel buldum. Hotel Paganiniye rezervasyonu yaptırdıktan sonra sıra geldi uçak biletinede rezervasyon yapmaya.. Onuda hallettik ve THY ile 31 Ocak 2007’de havalanmaya başladık.

    Uçuşumuz yaklaşık 3 saat 55 dakika sürdükten sonra Schiphol hava alanına inişimizi başarıyla gerçekleştirdik gerçi uçakta biz dahil neredeyse 20 kişi vardı bu da bize garip gelmişti doğrusu. İnişte aslında tram(Amsterdam’ın tranvayı) kullanarak hava alanından çok rahat istediğiniz yere gidebilirsiniz çünkü Amsterdam çok büyük bir şehir değil. Biz tabi gittiğimizde bunu bilmediğimiz için hava alanının önünden Taksi beklemeye başladık bekledik diyorum çünkü epey uzun bir kuyruk vardı. Neyse sıra bize geldi Mercedes C serisi taksimize binip otelin yolunu tutmaya başladık. Bu arada tüm taksiler Mercedes yada Van. Taksicinin aynada duran taksi kimliği gözüme çarptı isimde Doğan yazıyordu ama biz Türkçe konuşmamıza rağmen arkadaşımla hiç ses etmedi. 20 dakika süren taksinin bizi otele götürmesi 40 euro tutmuştu. Otele giriş yaparken resepsiyondaki güzel hatuna ödememizi yaptıktan sonra odaya yerleştik.

    Televizyonu kurcalarken “Trt İnt”’i buldum onun üstüne bir Türk kanalı daha bulmuştum ama o sonra ortadan kayboldu. Arkadaşım clubber bir genç olduğu için Türkçe kanal kavgası yapmaya başlamıştık. Tabi bunlar hep şakasınaydı. Hadi etrafı gezelim dedim ve fırladık odadan kendimizi sokağa attık. Başladık yürümeye acıkmışızda kendimizi Leidseplein’de bulduk otel buraya 5 dakikaydı. Hemen Burger Kinge daldık ve biraz atıştırdık. Bu arada bu ülkede ot kullanmak serbest tabi bize uzak olsun. Gündüz 12 civarı yürürken bir coffee shop gözüme takıldı içerde daha günaydın demeden tüttüren insanlar vardı yazık tabi. Neyse Yemeği yedikten sonra Leidsepleinden aşağı doğru yürümeye başladık kendimizi bir anda o ünlü Dam Square da bulduk. O kadar yakın ki heryere yürüyerek gidebilmek mümkün. Dam Square’ı inceledikten sonra neyini incelediysek. Gitmeyenin bile duymuş olduğu Red Light District’e doğru yol aldık. Burada belki bilmeyenler vardır. Hayat kadınlarının konuşlandığı bir bölge devlet kontrolünde bir sex bölgesi. Kırmızı ışığı yananlarda kadın mavi ışığı yananlar erkekten kadın yaratma modeli.. Tabi burada dar sokaklar karsilikli tek odalı kadınların bulunduğu yerler ve her dükkan önünde insanlar.. Türk görmek çok mümkün hatta %100 görmek durumundasınız çoğunun ağzından çıkan laf “Vay a.q garıya bak”. Kadınlar 50 euro bu arada bilginiz olsun. Buradan ilerledikçe Red Light District’in meydanına çıkıyoruz bu meydanda canlı sex şovlar, dvd, pornografik ne ararsanız bulabilirsiniz. Aynı zamanda Central Station yolunda Sex Museum var giriş 3 euro ben madeni para verdim adama bana aynen şöyle dedi “burası manavmı” tabi bunun üzerine sussun diye kağıt verdik içeride işte sex’e dair aklınıza ne gelirse var canlı bir şey yok. Biz artık yorulduğumuz için dönüşte trama atlayıp 0.6 euro verip otelimize doğru gittik. Ertesi gün kalktığımızda hava buz gibiydi.

    Otelin hemen yanında Heineken Experience vardı. Burası ünlü Heineken biralarının nasıl yapıldığı, tarihsel gelişimi ve 2-3 simülatörün olduğu bir müze. Girişi 10 euro. İçerde 2 tane bedava bira içme şansına sahipsiniz. Mutlaka burayı görmelisiniz. Çıkışta küçük süs olsun diye bir gerçek olmayan bira şişesi veriyorlar. Heinekenden çıkışta gözümüze 2 kız çarptı daha doğrusu onlar bize doğru geliyorlardı. Floridalı kız, akşam partimiz var gelirmisiniz diye tanıtımını yapıyordu. Bizde zaten gece çıkacaktık. 5 nightclub’a götürüyorlar ve her club girişi 1 bira bedava ilk katılanlara 15 euro 2. katılanlara 10 euro. İsimleri PubCrawl. Saat 21:00’de Dan Murphys barda toplanıyorlar. Amaçları gelen turistleri Amsterdamın gece hayatıyla tanıştırmak. Sabah 05:00’e kadar non-stop eğlenceden sonra otelin yolunu tuttuk. Yürüyerek tabi. Amsterdamda istediğiniz gibi davranabilirsiniz. %100 güvenli bir şehir. Geçte farketsek otelin arka tarafında bir akşam yemeği restoran arama sevdasına dolaşırken bir sokak ve full Türk restoranları gördük. Hemen tabelalara bakarken “PATİLA” yazısı ve altında Börek-Baklava yazan yere girdik. İskender siparişimizi verirken sahibiyle muhabbete daldık. Gerçekten çok cana yakın bir kişiydi Türk tabi. Biz buraya abone olduk sabah kahvaltısı ve akşam yemeklerini Patilada yedik. Ünlü Vondelpark’a gittik ama bizi pek tatmin etmedi.

    Tamam güzel yeşillik doğa falanda bize göre bir şey yoktu. Amsterdamda zaten ben yerli nüfusu göremedim nerdeyse çoğunluk turist ya da başka ülkelerden çalışmaya gelmiş insanlar. Herkes İngilizce biliyor bu konuda hiç sıkıntı çekmedik. Otobüs şöföründen bisikletcisine kadar… Bisiklet diyince aklıma geldi Bisiklet pazarı resmen heryer bisiklet araba yok denecek kadar az gerçekten yok bisikleti olan yaşıyor orada. Herkesin bisikleti var. Kiralayıp ben bir Amsterdam turu yapacağım derseniz adresMac Bike. Hard Rock Cafe Amsterdamada uğradık tshirtlerimizi aldık. Bir gece Grand Holland Casinoya yolumuz düştü maksat gezmek ya içerisi epey dolu ve insanlar deli gibi poker, jackpot vs. oynuyor. Hemen yan tarafında Lido Show var. Dans gösterisi biz girmedik bizi kesmez diye. Amsterdamın en büyük gece kulübüne gittik. Yürümek bize artık koymuyordu.

    Rembrand Square’da Escape var buranın en büyük gece kulübü zaten bu squareda bir çok gece kulübü var. İsimlerini hatırladıklarım Smokeys, JV buraları öneririm. Escape bizi pek sarmadı girişimizle çıkışımız bir oldu zaten. Sonra bizim PubCrawl grubunu gördük yolda herkes artık kankaydı. Onlara katıldık ve o gecede epey eğlendik.

    Coffee Shoplar dediğim gibi ot satılyor. Belki inanmayacaksınız ama kekin içine bile koymuşlar çüş dedik artık ismi space cakebiz sadece neyin ne olduğunu öğrendik dikkat etmek açısından kesinlikle kullanmayınız. Bu Coff
    ee Shoplarda sadece bunlar değil normal olarak kahvenizi yudumlayabilirsiniz. Espresso vs. normal bizim Starbuckslar gibi. Bu arada unutmadan orada Starbucks yok. Telefon kartı alın bu arada boş yere telefonunuzu yazdırmayın 10 euroya 8 gün konuştum gayet hesaplı. Turist infolardan edinebilirsiniz. XXX Amsterdam yazan hediyeliklere doğru yöneldik biz bu arada tshirt vs. ne bulduysak topladık.

    En önemlisini söylemeyi unuttum Madame Tassuad’a mutlaka ve mutlaka gidin giriş 20 euro çok eğleneceksiniz bizim yaptığımız karaoke görülmeye değer. İçeride Brad Pitt, Jennifer Lopez, DJ Tiesto vs. var. Hepsini yazmıyorum herkes var gidin görün o kadar … :) Tabi Amsterdamda biz kültürümüzü okşamak için Rijksmuseum a gidelim dedik. Girerken 10 euro bayıldık. İçeride valla ne yalan söyliyim ilgimizi çeken bir şey olmadı. Resimler falan vardı eski yıllara ait onun harici bana göre bir şey yok. Aynı zamanda Van Gogh Museum var. Rijksle aynı kulvarda yarışacak cinsten yok buna gitmedik Rijksden sonra müzelere karşı bizde bir antipati oluştu.
    Coffee Shop olarak Bulldog Cafe’yi öneririm. Oturup bir nescafe içip etrafı seyredebilirsiniz ya da bira ya da viski size kalmış.. Amsterdamın ünlü kanallarında kanal turu yapmak isteyip aynı zamanda akşam yemeği botta yeme olanağınız mevcut 45 euro bilginize. Yazın Amsterdam çok daha güzeldir buna eminim. Sporla haşır neşir gençler olduğumuz için bir akşam gözümüze sports cafe takıldı acıkmıştıkta girdik içeri yaklaşık saymadık zaten 50 tane televizyon her birinde farklı spor yayını “oh my god” dedim girince zaten. Yemekleri ve servisi yapan kız görülmeye değer mutlaka giderseniz bir akşam yemeğine uğrayın. 8 günlük Amsterdam tatilimi kısaca özetlemeye çalıştım. 8 gün Amsterdam için fazla bir süre 4 gün ideal çünkü tüm şehiri 2 günde çok rahat bitirirsiniz. Biz artık dönüş yoluna doğru bu sefer taksi yerine tramı seçerek Schiphol hava alanına doğru harekete geçtik… Mutlaka görülecek bir şehir Amsterdam…

     
  • floridian 18:18 on 02 June 2010 Permalink | Reply
    Tags: , gezi, hollanda,   

    Hollanda – Dordrecht 

    Yolumuz bu sefer Rotterdam – Dordrechte düştü.. Amsterdam gezimizin içinde olan bu küçük kaçamak bizlere adam gibi yemek yeme imkanı sağladı açıkçası.. Central Stationdan (Amsterdam-Dordrecht) hattına binmek için harekete geçtik. Biletlerimizi aldıktandan sonra (16eur) trene attık kendimizi.. Yolculuğumuz yaklaşık 1.5 saat sürdü. Trende öyle ana baba kalabalık değildi tek tük doluydu koltuklar. Giderken o ünlü yel değirmenlerini izlemek bizim için çok eğlenceliydi. Muhabbete öyle bir dalmışız ki Dordrechte gelmiştik bile.. İndiğimizde havanında etkisiyle kendimizi yemek için bir yere attık.. Çünkü hava soğuktu. Girdiğimiz yer Türk restoranıydı adı Babylon Eet Café. İçerisi gerçekten çok güzel dekor edilmiş ve yemekleride bir o kadar lezzetli idi. Çok güzel şekilde hazırlanmış köftelerimizi yiyip başladık muhabbete sahipleriyle.. İçerdeki insanlar cana çok yakınlar. Yolunuz düşerse mutlaka ziyaret etmeyi unutmayın. Hem barda biseyler yudumlayıp hem de yemek yemek için çok güzel bir yer Babylon Eet Cafe.. Biz çok memnun kaldık.. Gerçi biz Pazar günü gittiğimiz için bir çok yer kapalıydı ama olsun gerçekten çok güzel vakit geçirdik. Küçün bir yerleşim olmasına rağmen insanlar çok cana yakınlar. Dordrechte trenden indikten sonra karşıya geçip düm düz yürüdükten sonra kendinizi büyük meydanda bulacaksınız burası işte Dordrechtin atar damarı.. Babylon hemen sağda kalıyor.. Biz günü birlik gidip geri Amsterdama geldik. Bu yüzden yazım bu sefer kısa oldu.. Dönüşümüz yaklaşık 1 saat sürdü nedense onu bizde anlamadık ama günü birlik gidişimiz gerçekten buna değdi. Giden bilir..

     
  • floridian 18:17 on 02 June 2010 Permalink | Reply
    Tags: , , barselona, gezi, katalunya,   

    İspanya – Barcelona 

    Kendimizi sahillerinin en güzel liman şehirlerinden birisi olan ’ya giderken bulduk.2 saatlik bir rötar sonunda uçağımız havalandı , yaklaşık 1-1 buçuk saatlik uçuştan sonra uluslar arası havaalanına indik.Ufak bir bavul probleminden sonra taksi ile şehir merkezinde bulunan otelimize doğru hareket etmeye başladık. Yaklaşık 20euro taksiye para verdik. Place de Catalunya yani ’nın tam merkezindeyiz. Barca çok büyük bir şehir değil, her yere ulaşım yeterince kolay.

    Taksilerin bir çoğunda GPS yok ama hemen hepsi gideceği yeri çok iyi biliyor ama yine de İngilizce bilmiyorlar yada bilip de konuşmuyorlar (Havaalanındakiler dahil olmak üzere). Biraz İspanyolca yoksa işin taksicilerle anlaşma kısmı biraz zor gözüküyor. Otelimiz Ciutat Vella, post modern dizayn edilmiş bir otel ve şehirin tam merkezinde küçük bir otel, gayet başarılı ve yardım sever bir frontdesk’e sahip.

    Otelimize bavullarımızı bıraktık ve hemen aç karnımızı doyurmak için açık bir yer aramaya başladık. Rötardan sebeple gece 12yi bulmuştu ve günlerden pazartesiydi. Açık yer bulmak oldukça zor olacaktı ki hemen Burger King bulduk, daldık içeri. Öğle saatlerinden beri aç olan midemizi doyurduk ve hemen 50 metre ilerideki Hard Rock Cafe’ye geçtik,eğlenmeye gelmiştik bu sıcak şehire. Birer içecek aldıktan sonra yorgunluğumuzu üzerimizden atmak için otel geri donduk sabah erken kalkmak için birbirimize söz verdik(Normalde öğleden önce kalkan yok aramızda).

    Ertesi gün oldu, tabi bizim erken kalkma olayı da her zamanki gibi yalan oldu.Sebebi çok basit keyfimize düşkün adamlarız. Öğle saatlerinde kalktık duş aldık hazırlandık ve şehir turuna başladık.Atladık bir taksiye, Sagra de Familia’yi görmeye gittik.Burası bildiğiniz bir kilise ama tarihe bitmeyen kilise olarak geçmiş.1800’lerde yapmaya başlayan Gaudi ön cepheyi yaptıktan sora bi kazada hayatini kaybetmiş ve kilise öylecene kalmış sonra gelenler ise yavaş yavaş yapmaya başlamış kilise bugüne kadar yapım aşamasında kalmış.Gezdik gördük, daha da bitecek gibi gözükmüyor. Bitirilememesinin sebebi de tarihi yaşatıp turist çekmek desek yalan olmaz. Biletlere 5euro öğrenci,10euro yetişkin olmak üzere para veriyorsunuz. Şehirin simgesi haline gelmiş bir kilise. Bu kilisenin tarihi ile ilgili ilginç bir not daha; Bu kilisenin en yüksek noktası 169 metre bunun sebebi ise oranın en yüksek dağının 170 metre olması ve yapanların tanrı’nın yarattığından daha yüksek bir şey yaratmak istemeyişleri…

    Sagra da Familia’yı gezdikten sora bu şehirin bi diğer önemli yeri de Christoph Colomb heykelinin bulunduğu liman bölgesine gitmeye karar verdik. Bu bölgede bir marina ve alışveriş merkezi bulunuyor.Gerçekten diğer şehirlerinin yanında ucuz bir yer. Aynı zamanda bu alışveriş merkezinin altında tapaslar var.Biranızı içip denizi ve insanları seyredebileceğiniz restaurant bar tarzı mekanlar.Burada dikkatinizi çekecek olan bir şey vardır ki oda marina ve limanın üstünden geçerek Montjuic dağına ulaşan bir teleferik. İlk günün sonunda yeterince zamanımız olmadığı için teleferik gezisini ertesi güne bırakmaya karar verdik ve La Ramplas‘dan otelimize doru yürümeye başladık.Bu cadde bizim istiklal caddesine benziyor.Sağlı sollu dükkanlar olan liman bölgesinden Place de Catalunya’ ya kadar uzanan bi cadde. Bu caddeyi arşınladıktan sonra meydan tarafına tekrar geri dönmüş olduk. Bu kadar gezintiden sonra karnımız her zamanki gibi acıktı. Oradaki restoranlara göz gezdirdikten sonra oranın en eskilerinden birisinde karar kıldık.Y emekten sonra otel de ufak araştırmalara giriştik ve sora geceye hazırlanmaya başladık.Tavsiye üzerine Cherry Pop isminde ünlü dedikleri bir gece kulübüne doru yola koyulduk bu yer Nou Camp yakınlarında bir mekan ancak şansımız yoktu ki kapalıydı biraz moral bozukluğunun ardından otele dönüp muhabbetle geceyi geçirdik.

    * Geceleri dikkat edilmesi gereken bi önemli La Ramplas üzerinde kendi showlarını sergileyen insanları izlerken dikkatli olun!! Dikkatten kasıt cepçilik.

    Ertesi gün dünyanın önde gelen futbol takımlarından birisi olan FC Barcelona ‘nın stadyumu Nou Camp’ ı ziyaret’e gittik gerçekten çok güzel bir stad. Ülkemizde rastlamadığımız şekilde size stadın her noktasını;soyunma odalarından yeşil sahaya, basın tribününden şeref tribününe, localardan müzesine kadar her yeri bir güzel gezdiriyorlar. Stad turunun ardından bir önceki gün yapamadığımız teleferik gezisini yapmaya karar verdik ve taksiye atladığımız gibi kendimizi uzun bir kulenin dibinde bulduk. Taksici yukarıya çıkmamız gerektiğini ve oradan teleferiğe binebileceğimizi söyledi ve bizde aynen öyle yaptık.Tüm şehri yukardan görmenize imkan veren bir tavsiye ederim.Teleferiğin gittiği dağda çok güzel bir manzaraya karşı birer içkimizi içtikten sonra çift yön biletimiz yanmaması için aynen geri döndük ama size bir diğer tavsiye biletinizi tek yön alin ve oraları biraz gezinin.(Teleferik belli bir saate kadar çalışıyor). Teleferikten dönüş yolumuzda turist haritalarında özellikle görülmesi gereken bir mekan olarak lanse edilmiş Aquarium var. Bizde merakımıza yenik düşüp 17euro verip girip bakalım dedik ancak balıklar çok da ilgimizi çekmedi(Balık gibi biz atladık aslında). Verdiğimiz paraya pekte değmedi açıkcası. Oradan sonra taksiyle otelimize geri döndük sebebi çok açıktı akşam yemeğinde Türkiye’den turla gelen arkadaşlarımız ile olacaktık hazırlandık ve arkadaşlarımızla buluşup az önce bahsettiğim restorana tekrar gittik. Bu mekanda San Gria içmenizi öneririm, bu konuda son derece başarılılar nede olsa yerel içkileri. Bu arada San Gria , özel yapılan bir kokteyl; şekerli ve çok hoş bir tada sahip ama yinede yavaş için çarpıyor,test edildi onaylandı.

    Biraz daha muhabbet devam etti ve akşamın ilerleyen saatlerinde otele döndük,gece daha yeni başlıyordu.Günlerden Çarşambaydı ve bi yerlerde mutlaka bi organizasyon olmalıydı. Cherry Pop da Erasmus Party olduğunu duyduk şansımızı tekrar denedik ancak mekan yine kapalıydı. Nedendir bilinmez boyunca 3-4 defa bu mekanın kapıları kapalı cıktı karşımıza ama eğlenmeye iyice odaklan
    mıştık taksici bizi güzel bi mekana götürebileceğini söyledi ve bizde tavsiyesine uymaya karar verdik.Liman tarafında Shoko adında güzel bi gece clubüne gittik.Herkes eğlencesine dalmış, deli gibi eğleniyordu aradığımızı sonunda bulmuştuk. Locamızı alıp eğlenmeye başladık. Bu süreçte bir kaç bayan arkadaş bulup bize eşlik etmelerini rica ettim, tabiri caizse anında damladılar masaya  Geç saatlere kadar içtik ve eğlendik o kadar içkinin bir sonucu da sarhoş olmak tabiî ki…O halde otele döndük ve eğlencemiz oteldede sabaha kadar devam etti…..

    * ’dada gece clublerin de biraz uyanık olmanız gerekiyor eğer clublerin konsomatrisleri gelirse yanınıza yandınız; hesabi gömüyorlar ve gidiyorlar.

    Perşembe sabahı olmuştu dönmemize sadce 1bucuk gün gibi kısa bi süre kalmıştı ve bu şehir de hiç alışveriş yapmamıştık. İşte bugün o gündü ya da o gün bu gündü (aynı şey)…Alışverişe gittik,birçok yere girdik çıktık, cüzdanları boşaltıp ellerimizi doldurduk.. Akşam saatleri olmuştu bu kadar alışveriş yeterliydi. Aldıklarımızı odaya bırakıp arkadaşlarımızla HardRock Cafe de akşam yemeğine oturduk. Hoş sohbet muhabbet derken gece yarısı oldu tekrar. Shoko’ya bi ziyaret daha yapıp yapmama konusunda kararsızdık ama ertesi gün yolculuk vardı, kendimizi fazla zorlamanın da anlamı yoktu.Biraz daha içtikten sonra otele donduk .

    Ertesi gün ufak bi toparlanma duş ve ardından havaalanı ve dönüş macerası başladı…

    Buğra tarafından yazılmıştır.

     
c
compose new post
j
next post/next comment
k
previous post/previous comment
r
reply
e
edit
o
show/hide comments
t
go to top
l
go to login
h
show/hide help
esc
cancel