Tagged: avrupa RSS Toggle Comment Threads | Keyboard Shortcuts

  • floridian 18:09 on 02 June 2010 Permalink | Reply
    Tags: avrupa, , , yaz okulu   

    İngiltere – Cambridge 

    Uzun seneler önceydi, seyahatlerimde Cambridge’yi görebilme imkanı bulmuştum. Unuttuğum bir çok şey olabilir hatırlamak mahiyetinde bir kaç kaynaktan hafızayı kuvvetlendirici yerlere bakarak kendime bir taslak çıkardım. gezi notlarımı yazmak için açıkçası üşeniyorum zaman bulursam onu da yazacağım. İlk başta Cambridge’yi nasıl bilirdiniz derseniz; üniversiteler şehri olarak bilirdik diye cevap veririz. Düşünelim ki ’dasınız ve Cambridge’ye gitmek istiyoruz. En kolayı trenle gitmek hızlı trene binerseniz sizi 45 dakikada götürür King’s Cross undan oradan kalkıyor. Çünkü trenler 2 noktadan kalkıyor diğeri ise Liverpool caddesi.

    Liverpool caddesinden kalkan tren yaklaşık olarak 75 dakika sürüyor King’s ‘e göre daha ucuz! Tube’e binip Cambridgeye geliyoruz ilk gördüğümüz bisiklet çılğınlığı! Çünkü öğrencilerin nüfusu çok fazla ve yerlileri de bisiklet kullanıyorlar. En görkemli yapı King’s College Chapel kesinlikle görülmeye değer mimarisi bakımından Cambridgenin bana göre en güzeli! Sabah 9:30′dan Akşam 15:30′a kadar açık. İçeriye giriş yetişkinler için 4.50 sterlin öğrenci ve çocuklar için 3 sterlin ödemek zorunda. Buradan ayrıldıktan sonra Queen’s College’a geçiyoruz tarihine bakacak olursak iki kraliçe Margaret of Anjou ve Elizabeth Woodville tarafından kurulmuştur adının neden Queens olduğuda ortada! Buradan Matematiksel Köprüye’de geçebilirsiniz biz gitmedik. Müze görmeden olmaz değil mi ? Doğruca The Fitzwilliam Museum’a gidiyoruz.Cambridge_niversitesi

    Yıllık ziyaretçi sayısı 300.000 çokta değil aslında. 1816 yılında kurulan müzenin konseptini antikalar ve sanat eserleri oluşturuyor bu arada giriş bedava! Fitzwilliam Cambridge Üniversitesine bağlı bir müze gitmek isterseniz yeri Trumpington Caddesindedir. 1 saatinizi almaz gezmek biz bu müzedende çıkıp başka müzelere gitmekten vaz geçiyoruz ama ben illaha gideceğim diyorsanız size alternatif olarakKettle’s Yard, The Sedgwick Museum of Earth Sciences, The University Museum of Zoology, The Folk Museum ları önerebilirim ben gitmedim ama gidenlerdende kötü birşey duymadım. Aramızda illaki botanik sevdalıları vardır işte şimdi söyleyeceğim yer tam size göre “The Backs” arkasına nehiri ve universiteleri alan bahçelerden oluşuyor görülmeye kesinlikle değer. Ben hızımı alamadım bir kaç daha doğa harikası görmek istiyorum diyorsanız buradan çıkışta Cambridge Üniversitesinin Botanik Bahçeşesine gitmenizi öneririm bir kaç saat burada vakit geçirerek kendinizi dinleyebilirsiniz. Kanallardan oluşan bu bahçe görmeden gidilmeyecek bir yer diyebilirim.

    Sanırım yazın 2.50 sterlin ve kış aylarında Kasımdan Şubata kadar bedava! Buradan da ayrılıp Great St Mary’s Kilisesine geçiyoruz. Çan kulesine çıkmak isterseniz 2.50 sterlin biz çıkmadık ama aklınızda olsun. Bunların haricinde ne yaparız diyebilirsiniz sonuçta gezilecek ana yerler aşağı yukarı yazmış olduklarımdır. Kitap tutkunuysanız Cambridge’nin her yerinde kitap dükkanları var ve kütüphanenize yeni eserler katabilirsiniz. Yazın ziyaret edecekseniz 6 sahneden oluşan Cambridge Shakespeare Festivaline katılabilirsiniz. 2826415-The_River_Cam_surrounds_the_town_of_Cambridge-CambridgeBenim en zevk aldığım Puntingyapmaktı! Kanallardaki sandallara binerek kalabalıktan uzak kafa dinlemek için bire bir! Eğer tur şeklinde binecekseniz 10 sterlin ama bence kendiniz binin çünkü daha zevkli saati 10 sterlin hafta sonları ise 14! Ben bir kaç hediye almak için caddelerin her yerinde konuşlanmış olan dükkanlara girerek biblo, magnet vb. bir kaç hediye aldım bunları bulmanız çok kolay çünkü her yerde “souvenir shop” adında görebilirsiniz. Biz hediyelerimizi de aldıktan sonra acıktık ve Tatties adında bir cafeye girdik çok güzel sandviçleri ve kahveleri var aynı şekilde Savinos’da kahve içip Cambridge’yi tartışmak için güzel bir seçim diyebilirim.

    Biz daha fazla duramıyoruz çünkü Londra’ya dönmemiz gerekiyor bir sonraki seyir’de görüşmek üzere.

     
  • floridian 18:07 on 02 June 2010 Permalink | Reply
    Tags: avrupa, fransa gezisi, , konaklama, seine nehri   

    Fransa – Paris 

    Tatili değerlendirmek amacıyla 3 ülkeyi kapsayan bir turu yapalım dedik. İlk durağımız Fransa’ydı. Yolculuğumuzu Air France ile yapacaktık (uygun bilet ancak o vardı). Butun işlemleri tamamladık ve artık gün sayıyorduk ve beklediğimiz zaman gelmişti! Atatürk Havalimanı’ndan kalkacak olan uçağımızı beklemeye koyulduk. Uçağımız 2 saat rötarlı olarak kalktı ve rahat bir yolculuk yaparak Paris, Charles de Gaulle Havalimanı’na vardık. İlk olarak danışmaya giderek şehir hakkında bilgi aldık ve butun haritaları topladık. Herkesin elinde 2-3 tane harita vardı abartısız, tabiî ki bu kadar fazla almamızın diğer bir sebebi arkalarında promosyonların olmasıydı, onlara dikkat edin. Şehirde ki ünlü mekanların indirim kuponlarından yararlanabilirsiniz.

    Trenle şehir merkezine gitmek en ucuz yolu RER terminal işaretini gördüğünüz yerden binebilirsiniz 7.75euro vererek şehir merkezine ulaşabilirsiniz. Eğer benim çok bavulum var rahat gitmek istiyorum derseniz Taksiler 40-50 euro civarinda sizi şehir merkezine götürebilir. 4 kişi iseniz aslinda trenle gitmek yerine taksi ile gidebilirsiniz. Ya da oteliniz sizin için shuttle sağlıyorsa kişi başı 17 euro civari olacaktır. Yok ben otobüsle gideceğim diyorsanız terminalin dışında bir çok otobüs mevcut 8 ile 12euro arasında şehir merkezine ulaşabilirsiniz.

    Hotele gitmek için bir tane shuttle kiraladık kişi başı 17 euroya mal oldu. 450px-Paris-eiffel-towerHotelimiz Place de Clichy bölgesindeydi. Burada en meşhur mekan Moulin Rouge’dur belirtmeden edemeyeceğim. Hotelimizin konumu gerçektende çok iyiydi, belki de asıl etmen bu mekanların bol olmasıydı:) neyse, ilk gün heyecanı bir Champ Elysee turu yapalım dedik. Bu arada Champs Elyseecaddesi bizim Bağdat caddesi gibi bi yerdir. Alabildiğine uzun ve ünlü markaların bulunduğu meşhur caddedir. Biz yürümeyi tercih etmiştik fakat taksiyle de yaklaşık 8-9 euroya gidilebilir. İlk yer olarak Arc de Triomphe’ yi gördük. Kesinlikle bu yerin üstüne çıkıazn ve Champs elysee’yi ve Eiffel kulesinin o muhteşem görüntüsünü izleyin.

    Gittiğimizde hava kararmak üzereydi ve her iki tabloyu da görme imkanı yakaladık. Hem gündüz olsun hem de gece olsun Champ elysee ve Eiffel’in görünümü o kadar güzel ki adeta bir tablo gibiydi. Gece ışıkların şıklığı Paris’e başka bir hava veriyordu. İlk günün akşamı yemeğimizi Champs elysee’de bulunan Pizza Pino adlı mekanda yedik. Paris’e gore çok pahalı olmayan fakat çokta ucuz olmayan orta kararlı bir yer burası. Bu arada Fransızlar şarabı çok severler ve 2-3 kişi bir şarap aldığınızda bir bardak koladan daha ucuza geldiğini göreceksiniz. Yemekten sonra çok fazla yorgun olduğumuz için çok geç saate kalmadan hotelimize gittik, istediğimiz tek şey uyumaktı!300px-Paris_notre_dame İkinci gün Louvre müzesine gitmek için yola koyulduk fakat bir terslik vardı. Salı günleri kapalıydı. Neyse oradan Notre Dame katedraline gittik. Devasa yüksekliği ile insanı gerçekten büyülüyor. Gittiğimiz saatlerde bir de ayin yapılıyordu, isterseniz kalıp izleyebiliyorsunuzda.Notre Dame çıkışında açlığımızı durduramadığımız için yemek için değişik bir yerler aramaya başlıyoruz ve buluyoruz değişik dedim di mi ? Istanbul Restauranta gidiyoruz menümüz ise İskender.

    Notre Dame’ye sırtınızı verip sola doğru giderseniz sağınızda kalıyor. Yemeğimizi yedikten sonra zaman geçirmek için o bölgedeki cafelerin birinde oturup muhabbet ediyoruz sizde yapın zaman çok çabuk geçiyor. Ertesi gün, hepimizin sabırsızlıkla beklediği Eiffel kulesine gidiyoruz. Giriş için 17euro veriyoruz bu arada Parise para dayanmıyor! İlk başta Eiffel’in tam görüntüsünü almak için karşısındaki bahçeye gidiyoruz ve tırmanıyoruz çünkü en güzel görüntü burada herkeste burada! Fotoğrafımızı çektikten sonra Eiffel’i tırmanmaya başlıyoruz asansörle tabi.800px-Sacre_Coeur

     ve diğer güzellikleri kareleyebileceğiniz tek yer diyebilirim. Havanın soğukluğu bizi ister istemez etkiliyor ve ısınmak için Eiffel’in içindeki bir Cafe den kahve alarak Parisin o muhteşem görüntüsüne kapılıyoruz hava kararmış oluyor akşam neler yapalım diye düşünmeye başlarken bir arkadaşımızın da Pariste olduğunu öğrenince onunla Champs Elysees’e doğru gidiyoruz yorgunuz bu arada! Arkadaşımızla buluştuktan sonra Gece çıkalım diyor! Nereye derken hemen Champ Elysees’de bir club var girişi 20euro ama değmeyecek nitelikte ben beğenmedim açıkçası.. Geceyi burada noktalayıp otelimize doğru ilerliyoruz.

    Bir sonraki gün benim ev sevdiğim yer olan Sacré Coeur’a gidiyoruz. Buraya ulaşmak için epey tırmanmak zorundasınız çünkü neredeyse Parisin en tepesinde.. Son düzlüğe geldiğimizde teleferikle 1 euro vererek çıkıyoruz yürümekte isteyebilirsiniz ama o merdivenleri görünce pek sanmıyorum.. Kiliseyi gezdikten sonra Ressamlar Tepesinde oturup espressolarımızı yudumluyoruz ve insanları izliyoruz. İsterseniz buradaki ressamlara kendi portrenizi yaptırabilirsiniz. Buradada işimizi bitirdikten sonra Salı günü kapalı olan Louvre müzesine tekrar gidiyoruz ve bu sefer açık! Eski çağlardan kalma eserleri ve Mona Lisa tablosunu Louvre müzesinde görebilirsiniz. Unutmadan 3-4 saatinizi ayırmanız gereken bir müze bitirmek hiçte kolay değil. Alışveriş yapmayı herkes sever o zaman bizde Lafayette’ye doğru uzuyoruz.
    800px-ParisViewÇok büyük bir alışveriş merkezi bizi bekliyor ama fiyatlar hiçte o kadar ucuz değil! Bir çok markayı bulabileceğiniz güzellikte bir alışveriş merkezi arada indirimde olan ürünlerde var biraz araştırmanız lazım tabii ki. Dikkat etmeniz gereken en önemli noktala, Moulin Rouge ve RER metroları! Aman Moulin Rouge’a gidipte showları izleyeyim derseniz menüye bakmadan kimseye bir şey ısmarlamayın kimse diyorum çünkü kadrolu kızlar yanınıza gelip bir şeyler ısmarlamanız ve muhabbet için geliyorlar bardağı 80euro 1-2 derken cüzdanınızdan olmayın o yüzden uzak durmanız gerek aynı şekilde RER metrolarıda banliyölere doğru gasp gibi olaylarla karşılaşma durumunuz yüksek bu yüzden mümkün olmadıkça merkezden çok uzaklaşmayın.. Ne içilir derseniz Canal St. Martin bölgesinde çok güzel cafeler mevcut en güzeli Şarap içilir. İçki kullanmıyorsanız Espresso vb. içeceklerle Parisi yaşayabilirsiniz..

    Ne yenir derseniz genelde biz Fast-Food ve Balık ürünleri yedik heryerde bulabilirsiniz ama Restaurantlara girmeden mutlaka menülere bakmanızı öneririm. Unutmadan Disneyland’e gitmek isterseniz Champs Elysees’deki Disney dükkanından biletinizi alabilirsiniz. Bir sonraki şehirde görüşmek üzere…

     
  • floridian 17:55 on 02 June 2010 Permalink | Reply
    Tags: avrupa, camden town,   

    Londra Camden Town 

    ’ya pek yabancı olmasamda seneler sonra bir çok bölgesini unutmuşum. Yanımda 2 tane gurusu olduğu için şanslıydım çünkü heryeri biliyorlardı. Gelelim neden ilk Oxford Street (caddesi) yerine ’a götürülmeme. Değerli dostlardan bir tanesi ’da çadır kurup yaşayabilecek bir metabolizmaya sahip ayrıca yazın 3 ay bu bölgede oturmuş.. Earls Court’tan metroya binip Kuzey hattındaki istasyonuna yaklaşık 15 dakikada vardık. Bu arada ’daki metro istasyonuna rüzgar kıran yaptırmak lazım yukarı çıkarken soğuk oluyor. ’da kendimizi istasyondan dışarı attıktan sonra sizleri kapıda yeşil, mavi, mor, kırmızı, pembe saçlı kızlarımız erkeklerimiz karşılıyor. Metro istasyonunun tam demir kısmında muhabbet ediyorlar. Bunu söylememdeki amaç az da olsa ’ın farklı kültürlerden insanların buluştuğu eğlenceli bir yer olması..

    Camden Town yürüyerek dolaşılabilecek bir bölge. Yol boyunca sağ ve sol da her türlü şeyi satan mağazaların olduğu (Chalk Farm Road/Caddesi) aynı zaman da geniş bir restoran ağına sahip, gece hayatının çok canlı olduğu bir yer. Burada bir çok ünlü marka ayakkabıyı çok ucuza alabilirsiniz. Ayrıca Camden Townda Regents Canal (Regent Kanalı) bulunuyor. Eskiden bu kanal Kuzey Londra için ticarette çok önemli bir yere sahipti çünkü buradan malları gönderiyor ya da alıyorlarmış tarihin yalancısıyız.. Fotoğraf çektikten sonra yemek yiyelim diye biz kanaldan vazgeçip restoran aradık ve Jamon Jamon adında bir İspanyol restoranına oturduk. Burada ne yedik tabii ki Paella .. Ama bir çok restoran var hangi mutfağı seçmek isterseniz yol boyunca menülere bakarak kararınızı verebilirsiniz ya da hiç birini sevmiyenin gideceği yer ya McDonalds’dır ya da Pizza Hut olacaktır. Akşam yemeğini jazz, blues ya da soul gibi müzik türleriyle yemek isteyenlere Jazz Cafeyi öneriyorum.

    Yedik doyduk değil mi ? haydi biraz tepinmeye gidelim eğer rock, punk, alternative, bands tarzı müzik sevenler varsa sizi The Underworld‘e alıyoruz. Cuma ve Cumartesi akşamları epey bir kalabalık oluyor. Yazları gidecek olanlara Electric Ballrom 3 farklı büyük dans pistinden oluşuyor techno, rock, industrial müzik tarzlarını sevenleri ağırlıyor. Diğer bir alternatifiniz de Devonshire Arms olabilir ama kıyafet konusunda sıkılar bu yüzden benden söylemesi..

    • Pazar günleri Camden Town metrosunu 13:00 ile 17:30 saatleri arasında kullanabilirsiniz dönmek isterseniz Mornington Crescent ve ya Chalk Farm’dan geri dönmek zorundasınız.
    • E nerede bizim fotoğraflarımız diyorsunuz Camden Town’a gittiğimde makinamı yanıma almayı unutmuştum ve malesef ki sizi ilk şuraya alıyorum bunlara doyduktan sonra da şuraya gidiyorsunuz..
     
c
compose new post
j
next post/next comment
k
previous post/previous comment
r
reply
e
edit
o
show/hide comments
t
go to top
l
go to login
h
show/hide help
shift + esc
cancel