Recent Updates RSS Toggle Comment Threads | Keyboard Shortcuts

  • volkan 20:28 on 14 July 2010 Permalink | Reply
    Tags: barbekü, , doğa, düğün, , garden, mangal, , organizasyon, vale   

    Garden Doğa Ataköy 

    Hep övgü dolu yazılar yazıcak değiliz ya , bu sefer ataköyde geçenlerde gittiğimiz ’ı eleştirmek istiyorum. farklı bir mekan gibi gördük ve içeri girdik. ilk bakışta ağaçlar ile çevrili bir mekana girerken vay çok güzel bir mekan diyorsunuz,taki burnumuza pis bir koku gelene kadar.. el yapımı kerestelerle yapılmış ve üstüne puf yastık atılmış yerde oturduk fakat kötü koku nedeniyle normal masalara geçtik , fakat koku burdada devam ediyordu. kokunun kaynağının ne olduğunu anlıyamadık daha sonra 1 sütlü nescafe ve limonlu soda söyledik.. mekanda mangalda yapılmış sucuk , sosis gibi et çeşitleri var spesyal olarak. ayrıca ortada bir bardan bozma bir yerde içki satılıyor. içkiler bana pahalı geldi zaten saatinde öğlen ve sıcak olması nedeniyle içmek istemedik.

    mekanın girişinde bir reklam pankartı asılmıştı, üstünde ’da nargile keyfi başlamıştır diye merak ettik ve onuda söyledik. nargile geldikten sonra 15-16 yaşlarında bir çocuk kafasında fesle nargileyi çeke çeke getirdi koydu masamıza ! yetmezmiş gibi fes’i önümüze koydu ‘ abi bir sakal atta gidelim dedi ‘ !! neyse dedik attık bi 5 lira çocuğa.. nargile hiç abartmıyorum türkiyede içebileceğiniz en kötü nargileler arasında ilk 5′e girer ve fiyatıda 20 tl çocuğun zorla istediği parayıda eklersek 25 tl’ye birşeye benzemeyen bir nargile içtik.

    aldık bari biraz içelim dedik nargileyi bu sırada tavla istedik..fakat nerden bilebilrdik mekanda tavlaya’da 5 tl alındığını..

    içerde ayrıca balıklı meyhane diye bir balıkçı, restaraunt , bira bahçesi ve bizim girdiğimiz sözde anfi tiyatrodan bozma mekan var..

    balıklı meyhane

    balıklı meyhane

    hesaba gelince 1 nescafe,1 soda , 1 nargile , 1 tavla ! 45 tl hesap ödedik..

    mekanda vale servisi var önünde allahtan önüne koymadık arabayı kim bilir onlar kaç para isteyeceklerdi..

    mekanın genel özeliği sonrası , öncesi artık neyse mekana gelenleri ağırlıyorlar ve organizasyon yapıyorlar..

    çok yere gittim, çok güzel yemeklere çok fazla para’da verdim fakat burda verdiğim paraya acıdım doğrusu..

    bira bahçesi

    bira bahçesi

    mekana gitmek isterseniz  yine karar sizin  gidin,görün bana hak o zaman hak verirsiniz veya vermezsiniz.. objektif bir yazı olmadı sanabilirsiniz, fakat hiç bir art niyetli ekleme yapılmamıştır.

    tüm yazılarımda olduğu gibi buranında iletişim bilgilerini vermek istiyorum

    Ataköy Sahil Yolu, Galeria Alışveriş Merkezi Yanı, Ataköy / Bakırköy - İSTANBUL

    (212) 560 16 64 / (212) 560 16 74

    hepinize iyi günler

     
  • volkan 12:39 on 18 June 2010 Permalink | Reply
    Tags: , istinye, , italyan mutfağı, masa, pahalı, sosyete   

    Masa | istinye park istanbul 

    Geçenlerde sosyetenin uğrak mekanlarından biri olan masa restoranı inceleme fırsatım oldu. öncelikle mekana daha girmeden etraftaki ferrariler,lamborginiler insanın dikkatini çekiyor. parkın ünlü meydanı Avenue Montaigne’in tam ortasında bulunan bu restoran yiyecek ve içecek olarak bir çok çeşidi bulmak mümkün.

    biz mekana geçmeden önce ilk olarak menüyü inceledik ve merakımızada yenik düşerek içeri girdik.. öncelikle garsonlar son derece güleryüzle sizi boş bir masaya alıyorlar ve balzemik sos ve zeytinyağından oluşan iştah açıcıyı masaya envayi çeşit ekmekle servis ediyorlar.

    fiyatlara gelmeden önce gitmek isteyen burda ne yiyebilirim derse mekanda salatalar, ev yapımı makarnalar, risottolar, ana yemekerin oluşturduğu steakler,tavuk çeşitleri ve odun fırınından pizzaları tadabilirsiniz.

    ben deniz mahsüllü lingui de mare (içinde midye ,karides ,kalamar gibi su ürünlerinin bulunduran, krema ve dereotu ilavisyle sunulan bir makarna türü) tercih ettim.

    lingui de mare masa

    lingui de mare masa

    mert ise masa’nın yoğurtlu köftesini denedi onu pek açıklama gereksinimi duymuyorum resimdede görüldüğü üzere köfte pide ve yoğurttan oluşuyor fakat köfteleri bir hayli dolgun..

    istinye park masa

    park masa

    Geldik lezzet ve fiyat değerlendirmesine , bu kadar objektif anlatımdan sonra birazda kendi yorumumu katmak istiyorum. lezzet konusunda yediğimiz iki yemekte çok başarılı değildi. daha başarılı makarnayı daha ucuza yediğim yerler vardı. ayrıca fiyat olarak 2 kişi bu saydığımız yemekler artı 2 içecek ile 80 tl hesap ödedik ki bu da çok fazla. masa aslında bir vitrin lüks arabaları olanlar geliyor önüne çekiyor .. ambiyans olarak gayet şık bar kısmındaki içki ve kokteyl çeşitleride bir hayli fazla. ben masa’yı beğendim diye sorucak olursanız gittiğim en iyi yer diyemem gitmezseniz de birşey kaybetmezsiniz en azından aman aman diyebileceğim bir yemek görmedim ben..

    Şimdiden hepinize Afiyet olsun

    Adres: Pınar Mah. İstinye Bayırı Cad. İstinyePark Alışveriş Merkezi K:4 D:486

    Tel: 0(212) 345 53 23

     
  • volkan 20:20 on 02 June 2010 Permalink | Reply
    Tags: , ankara, bigchefs, creme brule, , ev yapımı limonata, , italyan, kırıntı, , ,   

    Bigchefs | Tünel istanbul 

    Şu zamana kadar birçok yerde yemek yeme fırsatı buldum özelikle tarzı , mutfağına sahip mekanlarda..İstanbulda artan Midpoint,kırıntı,kitchenette gibi mekanlardan sıkılan biri olarak ankara ve antepten sonra çok iyi olmuş diyebilirim. binbir yemek çeşidine sahip olan bigchefste yemek yemek zevke dönüşüyor.

    bigchefs tünel

    tünel

    Menüsü çok zengin. Makarna, , hamburger, wrap, bunların dışında haftanın her günü farklı bir sokak lezzeti var :) enginar dolması, nohut pilav, midye dolma,kokoreç pidesi, vs :) menüyü bunlar da hayli zengin kılmış.

    Bigchefsin daha önceki menüsünden daha zenginmiş duyduğuma göre. mesela tatlılar, hiç tatmadığım pek çok tatlı var. özelikle sakızlı,çilekli creme brulé milföyü denemek çok istedik ama mide’de yer kalmadı :)

    Bizim seçimlerimize gelirse, tex mex burger ve bigbig burger yedik :) ve çilekli fesleğenli limonata içtik. İnanılmaz doyurucuydu, tatlıya yer kalmadı :) başka bir gün sadece tatlı yemeye gideceğiz.ayrıca yemeklerin yapıldığı mutfağın resminide sizlerle paylaşmak istedim..şeffaflık güzel birşey :)

    bigchefs mutfak

    mutfak

    Hamburgerlere gelecek olursak, tam kıvamında pişmişti. yan seçim olan patates sıcak ve lezzetliydi.

    biz denedik, çok memnun kaldık; mutlaka deneyin derim!

    Son olarak, fiyatlar midpoint,kitchentte,kırıntı ile hemen hemen aynı fiyatta,belki bir miktar daha pahalı olabilir fakat inanın pişman olmıyacaksınız. (objektif olamıyorum biliyorum ama yediğim burger ve içiceklerimiz çok güzeldi :) )

    Adres : Meşruiteye cad. no:176 şişhane/istanbul telefon : 0212 251 71 80

     
  • floridian 18:22 on 02 June 2010 Permalink | Reply
    Tags: , dil okulu, ,   

    İngiltere – Ramsgate 

    Haziran 2000-2001-2002-2003 e kadar olan 4 yazın karışımını elimden geldiğince anlatmaya çalışacağım. İlk durağımız İngiltere. Londra’yı en sona bırakıyorum. İstanbuldan THY ile yaptığımız yolculuk 3.5 saat sürdü. Heatrow hava alanına inince arkadaşımdan şöyle bir ses yükseldi “Vay be yerler halıfleks” biz bu lafın üzerine adımları biraz daha hızlı atmak zorunda kaldık.Hava alanından dışarı çıktığımda otobüsümüz bizi beklemekteydi. Tabi bu sırada hava günlük güneşlikti. 5 dakka sonra yağmur bastırınca tüm moralimiz bozuldu ama sonradan öğrendik ki İngilterede hava bir açan bir kapanan cinsten.Bu benim ilk İngiltereye gidişimdi aslında İngilterenin benim için çok ayrı bir yeri var. 4 kere gittiğim için neredeyse harhangi bir caddedeki çöp bidonunun nerede olduğunu bilecek kadar herşey aklımda J. İlk olarak 1 ay Ramsgate’de bulundum. Ramsgate’de Churchill House da dil eğitimi alırken bir çok yeri gezme fırsatı yakaladım. Ramsgate çok güzel bir mimariye sahip ayni zamanda birbirinden farklı restoranlar okyanus kısmına doğru sıralanmış şekilde tabii fiyatlar biraz pahalı. Şehir akşam saat 17:00’de sessizliğe bürünüyor. Sokaklar bomboş yürüyen bir kişi yok. Yürüyenler genelde Türk öğrenciler. Dükkanlar kepenglerini bu saatte kapatıyorlar. Sahile doğru yürüdüğümüzde hayatın burada olduğunu görüyoruz. İnsanlar geceleri publarda fıçılar gidip geliyor. Büyük bir bira tüketimi var bu ülkede abartmadan söylemek gerekirse su ile bira yer değiştirmiş. Neyse pub dan çıkalım artık.

    Havanın güneşli olduğu günler insanlar kendilerini Pegwell Bay plajına atıyor. Çok güzel bir sahili var. Okyanusta 50 metre gidince hala su dizlerimizde tabi fazla ilerlememek lazım malum köpek balıkları harcamasınlar.. Parise gitmek isteyenler günü birlik sahilden Cruise un bir boy küçüğü kalkıyor fiyatı 75 sterlin rehberlik fiyata dahil zaten toplam Pariste harcanan saat 8-9 tabi ben buna katılmadım niye derseniz bende bilmiyorum keşke katılsaydım demek ki ruhen yorgunduk. Açıkçası yapılacak bir şehir değil tüm içtenliğimle söylüyorum bunu gezmek için gidilebilir Londraya 2 saat uzaklıkta küçük şirin bir yer ama özel olarak gidipte kalınacak tarzda bir albenisi yok doğrusu. En güzel özelliği kocaman marinasının olması ve bu marinanın uzun bir iskelesi var en uca gidip sırtınızı okyanusa doğru döndüğünüzde işte Ramsgate’in o guzel görüntüsü ortaya çıkıyor. Benim gözlemlediğim kadarıyla 9-10 tane Türk restoranı mevcut. Hani yemek sıkıntısı çekilince tek adres olarak gittiğimiz yerler işte Türk restoranları döner,köfte vb. yemekler var. Tavsiyem döner üstüne çili sosu koydurmanız tabi bizim dönerimiz kadar güzel değil ama hiç yoktan mideyi tutuyor. Kısaca,

    Ne Yapılır?

    - Yat limanında tam güneş olduğu zaman batımına yakın bir yürüyüş güzel olur.
    - Pegwell Bay plajında güneşlenebilirsiniz.
    - Dil eğitimi için(StLawrence College) gidecek öğrenciler için konaklama açısından 2 çeşit konaklama var biri yurt diğeri ise aile yanı konaklama (yurtu tercih edin neden diye sorarsanız daha çok milletten insanla tanışma ve konuşma olanağına sahipsiniz) – Geceleri sahil tarafında bir pubda ya da canlı müzik yapan bir cafede arkadaşlarınızla yada eşinizle keyif yapabilirsiniz.


    ( St. Lawrence College ah ne günlerdi )

     
  • floridian 18:21 on 02 June 2010 Permalink | Reply
    Tags: , , redlight,   

    Hollanda – Amsterdam 

    Amsterdama gitmeden önce arkadaşımla ülke seçme kavgasına girmiştik. Ben İrlanda diye bastırırken o Hollanda diye bastırıyordu en sonda bu iş yazı turaya kaldı (ciddiyim). Gelen tura ile ülke belli oldu > Hollanda. Gitmemize 1 hafta kalmıştı ve biz daha uçak bileti, otel rezervasyonu yaptıracaktık. Ne kadar otel varsa araştırdım zaten 1 hafta kala rezervasyon yapılırsa yer de zor bulunur. En sonunda tüm gecemi vererek şehir merkezine yürüme mesafesi olan bir otel buldum. Hotel Paganiniye rezervasyonu yaptırdıktan sonra sıra geldi uçak biletinede rezervasyon yapmaya.. Onuda hallettik ve THY ile 31 Ocak 2007’de havalanmaya başladık.

    Uçuşumuz yaklaşık 3 saat 55 dakika sürdükten sonra Schiphol hava alanına inişimizi başarıyla gerçekleştirdik gerçi uçakta biz dahil neredeyse 20 kişi vardı bu da bize garip gelmişti doğrusu. İnişte aslında tram(Amsterdam’ın tranvayı) kullanarak hava alanından çok rahat istediğiniz yere gidebilirsiniz çünkü Amsterdam çok büyük bir şehir değil. Biz tabi gittiğimizde bunu bilmediğimiz için hava alanının önünden Taksi beklemeye başladık bekledik diyorum çünkü epey uzun bir kuyruk vardı. Neyse sıra bize geldi Mercedes C serisi taksimize binip otelin yolunu tutmaya başladık. Bu arada tüm taksiler Mercedes yada Van. Taksicinin aynada duran taksi kimliği gözüme çarptı isimde Doğan yazıyordu ama biz Türkçe konuşmamıza rağmen arkadaşımla hiç ses etmedi. 20 dakika süren taksinin bizi otele götürmesi 40 euro tutmuştu. Otele giriş yaparken resepsiyondaki güzel hatuna ödememizi yaptıktan sonra odaya yerleştik.

    Televizyonu kurcalarken “Trt İnt”’i buldum onun üstüne bir Türk kanalı daha bulmuştum ama o sonra ortadan kayboldu. Arkadaşım clubber bir genç olduğu için Türkçe kanal kavgası yapmaya başlamıştık. Tabi bunlar hep şakasınaydı. Hadi etrafı gezelim dedim ve fırladık odadan kendimizi sokağa attık. Başladık yürümeye acıkmışızda kendimizi Leidseplein’de bulduk otel buraya 5 dakikaydı. Hemen Burger Kinge daldık ve biraz atıştırdık. Bu arada bu ülkede ot kullanmak serbest tabi bize uzak olsun. Gündüz 12 civarı yürürken bir coffee shop gözüme takıldı içerde daha günaydın demeden tüttüren insanlar vardı yazık tabi. Neyse Yemeği yedikten sonra Leidsepleinden aşağı doğru yürümeye başladık kendimizi bir anda o ünlü Dam Square da bulduk. O kadar yakın ki heryere yürüyerek gidebilmek mümkün. Dam Square’ı inceledikten sonra neyini incelediysek. Gitmeyenin bile duymuş olduğu Red Light District’e doğru yol aldık. Burada belki bilmeyenler vardır. Hayat kadınlarının konuşlandığı bir bölge devlet kontrolünde bir sex bölgesi. Kırmızı ışığı yananlarda kadın mavi ışığı yananlar erkekten kadın yaratma modeli.. Tabi burada dar sokaklar karsilikli tek odalı kadınların bulunduğu yerler ve her dükkan önünde insanlar.. Türk görmek çok mümkün hatta %100 görmek durumundasınız çoğunun ağzından çıkan laf “Vay a.q garıya bak”. Kadınlar 50 euro bu arada bilginiz olsun. Buradan ilerledikçe Red Light District’in meydanına çıkıyoruz bu meydanda canlı sex şovlar, dvd, pornografik ne ararsanız bulabilirsiniz. Aynı zamanda Central Station yolunda Sex Museum var giriş 3 euro ben madeni para verdim adama bana aynen şöyle dedi “burası manavmı” tabi bunun üzerine sussun diye kağıt verdik içeride işte sex’e dair aklınıza ne gelirse var canlı bir şey yok. Biz artık yorulduğumuz için dönüşte trama atlayıp 0.6 euro verip otelimize doğru gittik. Ertesi gün kalktığımızda hava buz gibiydi.

    Otelin hemen yanında Heineken Experience vardı. Burası ünlü Heineken biralarının nasıl yapıldığı, tarihsel gelişimi ve 2-3 simülatörün olduğu bir müze. Girişi 10 euro. İçerde 2 tane bedava bira içme şansına sahipsiniz. Mutlaka burayı görmelisiniz. Çıkışta küçük süs olsun diye bir gerçek olmayan bira şişesi veriyorlar. Heinekenden çıkışta gözümüze 2 kız çarptı daha doğrusu onlar bize doğru geliyorlardı. Floridalı kız, akşam partimiz var gelirmisiniz diye tanıtımını yapıyordu. Bizde zaten gece çıkacaktık. 5 nightclub’a götürüyorlar ve her club girişi 1 bira bedava ilk katılanlara 15 euro 2. katılanlara 10 euro. İsimleri PubCrawl. Saat 21:00’de Dan Murphys barda toplanıyorlar. Amaçları gelen turistleri Amsterdamın gece hayatıyla tanıştırmak. Sabah 05:00’e kadar non-stop eğlenceden sonra otelin yolunu tuttuk. Yürüyerek tabi. Amsterdamda istediğiniz gibi davranabilirsiniz. %100 güvenli bir şehir. Geçte farketsek otelin arka tarafında bir akşam yemeği restoran arama sevdasına dolaşırken bir sokak ve full Türk restoranları gördük. Hemen tabelalara bakarken “PATİLA” yazısı ve altında Börek-Baklava yazan yere girdik. İskender siparişimizi verirken sahibiyle muhabbete daldık. Gerçekten çok cana yakın bir kişiydi Türk tabi. Biz buraya abone olduk sabah kahvaltısı ve akşam yemeklerini Patilada yedik. Ünlü Vondelpark’a gittik ama bizi pek tatmin etmedi.

    Tamam güzel yeşillik falanda bize göre bir şey yoktu. Amsterdamda zaten ben yerli nüfusu göremedim nerdeyse çoğunluk turist ya da başka ülkelerden çalışmaya gelmiş insanlar. Herkes İngilizce biliyor bu konuda hiç sıkıntı çekmedik. Otobüs şöföründen bisikletcisine kadar… Bisiklet diyince aklıma geldi Bisiklet pazarı resmen heryer bisiklet araba yok denecek kadar az gerçekten yok bisikleti olan yaşıyor orada. Herkesin bisikleti var. Kiralayıp ben bir Amsterdam turu yapacağım derseniz adresMac Bike. Hard Rock Cafe Amsterdamada uğradık tshirtlerimizi aldık. Bir gece Grand Holland Casinoya yolumuz düştü maksat gezmek ya içerisi epey dolu ve insanlar deli gibi poker, jackpot vs. oynuyor. Hemen yan tarafında Lido Show var. Dans gösterisi biz girmedik bizi kesmez diye. Amsterdamın en büyük gece kulübüne gittik. Yürümek bize artık koymuyordu.

    Rembrand Square’da Escape var buranın en büyük gece kulübü zaten bu squareda bir çok gece kulübü var. İsimlerini hatırladıklarım Smokeys, JV buraları öneririm. Escape bizi pek sarmadı girişimizle çıkışımız bir oldu zaten. Sonra bizim PubCrawl grubunu gördük yolda herkes artık kankaydı. Onlara katıldık ve o gecede epey eğlendik.

    Coffee Shoplar dediğim gibi ot satılyor. Belki inanmayacaksınız ama kekin içine bile koymuşlar çüş dedik artık ismi space cakebiz sadece neyin ne olduğunu öğrendik dikkat etmek açısından kesinlikle kullanmayınız. Bu Coff
    ee Shoplarda sadece bunlar değil normal olarak kahvenizi yudumlayabilirsiniz. Espresso vs. normal bizim Starbuckslar gibi. Bu arada unutmadan orada Starbucks yok. Telefon kartı alın bu arada boş yere telefonunuzu yazdırmayın 10 euroya 8 gün konuştum gayet hesaplı. Turist infolardan edinebilirsiniz. XXX Amsterdam yazan hediyeliklere doğru yöneldik biz bu arada tshirt vs. ne bulduysak topladık.

    En önemlisini söylemeyi unuttum Madame Tassuad’a mutlaka ve mutlaka gidin giriş 20 euro çok eğleneceksiniz bizim yaptığımız karaoke görülmeye değer. İçeride Brad Pitt, Jennifer Lopez, DJ Tiesto vs. var. Hepsini yazmıyorum herkes var gidin görün o kadar … :) Tabi Amsterdamda biz kültürümüzü okşamak için Rijksmuseum a gidelim dedik. Girerken 10 euro bayıldık. İçeride valla ne yalan söyliyim ilgimizi çeken bir şey olmadı. Resimler falan vardı eski yıllara ait onun harici bana göre bir şey yok. Aynı zamanda Van Gogh Museum var. Rijksle aynı kulvarda yarışacak cinsten yok buna gitmedik Rijksden sonra müzelere karşı bizde bir antipati oluştu.
    Coffee Shop olarak Bulldog Cafe’yi öneririm. Oturup bir nescafe içip etrafı seyredebilirsiniz ya da bira ya da viski size kalmış.. Amsterdamın ünlü kanallarında kanal turu yapmak isteyip aynı zamanda akşam yemeği botta yeme olanağınız mevcut 45 euro bilginize. Yazın Amsterdam çok daha güzeldir buna eminim. Sporla haşır neşir gençler olduğumuz için bir akşam gözümüze sports cafe takıldı acıkmıştıkta girdik içeri yaklaşık saymadık zaten 50 tane televizyon her birinde farklı spor yayını “oh my god” dedim girince zaten. Yemekleri ve servisi yapan kız görülmeye değer mutlaka giderseniz bir akşam yemeğine uğrayın. 8 günlük Amsterdam tatilimi kısaca özetlemeye çalıştım. 8 gün Amsterdam için fazla bir süre 4 gün ideal çünkü tüm şehiri 2 günde çok rahat bitirirsiniz. Biz artık dönüş yoluna doğru bu sefer taksi yerine tramı seçerek Schiphol hava alanına doğru harekete geçtik… Mutlaka görülecek bir şehir Amsterdam…

     
  • floridian 18:20 on 02 June 2010 Permalink | Reply
    Tags: , , gemi seyahati,   

    İtalya – Trieste 

    Bir yaz akşamı İstanbuldan Çeşmeye gitmek için yola koyulduk çünkü İtalyaya bu sefer uçakla değil Cruise ile gidiyoruz ! Çeşmeden hareket eden gemimiz ile 2.5 gün süren yorucu seyehatimiz sırasında bol bol yemek yeme ve masa tenisi oynama ile geçti.. Aynı zamanda gemide Digitürkten Adriatik denizi üzerinden Süperlig maçlarını izlemekte bir o kadar zevkli idi. 2.5 gün sonunda limana yanaşırken Triestenin nasıl bir şehir olduğunu limandan şehirine bakarak anlamaya çalışıyorduk.

    Tabi anlaması o anda mümkün değildi çünkü boş bir sokak ve “STOP” yazan bir yazı vardı. Sokakta insanlar yoktu ve birden abi biz boşa mı geldik muhabbeti yaptık. İner inmez birer city guide alıp en çok ziyaret edilen Miramare Şatosuna doğru yola koyulduk… Miramarenin görünümü gerçekten çok güzel tamamen doğal ve içerisinde ufak su yolları var aynı zamanda güzel bahçesini görmeden dönmek ayıp olur. Bu şato harici bir de San Guisto şatosu var. Biz gitmedik ama Miramare ile aynıdır diye düşünüyoruz. Siz gidin halka açık çünkü bu şatolar. Trieste kanalınıda mutlaka ziyaret edin diyeceğim ama demiyorum mecbur ziyaret ediyorsunuz zaten.. Triestenin fazla bir özelliği yok çünkü şehir küçük tamamen tarihsel bir yapı ve geleneği var.

    Bir çok kilisesi var. En ünlüleri Ortodoks klisesi olan Holy Trinity ile Basilica San Silvestro kiliseleri.. En güzel yanı alışveriş için tüm İtalyan dizayner mağazalarının oluşu ve fiyatlarının diğer şehirlere göre daha ucuz olması! Tavsiyem tüm markaların bir çatı altında satıldığı dükkanlardan alışveriş yapmanız. Paul&Shark; mağazası ülkemizdeki fiyatların altında ilgilenenler kaçırmasınlar.. Aynı zamanda güneş gözlükleri eşsiz ucuz 1 alana 2. si bedava kampanyaları var ünlü markalar için istediğiniz modeli bulabilirsiniz. Alışverişimizi biz burada noktaladık ve acıktık ve atıştırmak için birşeyler almak istiyoruz Marcado Coperto bizim için o an en iyi seçenekti. İçeride ne ararsanız bulabileceğiniz bir market ve gittiğinizde yaşlı bir amca vardı bizden selam söyleyin tabi hala varsa… Geceler Geceler diye giyinip fırladık sokaklara gene kimse yok bir tek biz varız. En güzel yaptığımız şey ne kadar gece kulübü varsa gezmek hepsine gittik beklediğimiz gibi değildi ama kötüde değildi.. Tor Cuchernaya girdik. İçeride eski bir hava vardı. Eski hava derken kalenin içinde olduğu için bize öyle geldi. Birşeyler içip başka bir yere gittik adı Tea Room. Biz gene acıktık tabi. Buraya gelmişken panini yemeden yemeden döneni ayıplarlar. Hemen siparişleri verdik hesap biraz kabarık geldi ama neyse.. Artık bizim gitme vaktimiz gelmişti.

    Limandan ayrılırken arkadaşlarla bu şehirin kafa dinlemek için eşsiz bir yer olduğunu konuştuk gerçektende öyleydi. Fazla kalınacak bir şehir değil ama. 2 gün yada 3 gün.. Biz 3 gün kaldık ve memnunda kaldık. Tabi 3 gün kalıp 5 gün yol çekmek hiç önermiyorum Cruise dedik eğlenceli olur bize daha çok yorgunluk oldu… Uçakla gidip buradan Milan, Venedik’e geçerseniz güzel bir İtalya tatili yapmış olursunuz.. Ciao..

     
c
compose new post
j
next post/next comment
k
previous post/previous comment
r
reply
e
edit
o
show/hide comments
t
go to top
l
go to login
h
show/hide help
esc
cancel